Toplumsal Doğa ve Ekolojik Kriz: Kapitalist Modernitenin Çöküş Mantığı
Giriş
Ekolojik kriz, çoğu zaman teknik bir sorun, çevre politikalarının yetersizliği ya da sanayileşmenin yan etkisi olarak ele alınır. Oysa mesele bundan çok daha köklüdür. Doğaya yönelen yıkım, kapitalist modernitenin ontolojik yapısından kaynaklanır. Bu yapı, insanı doğadan kopararak onu “efendi”, doğayı ise “nesne” konumuna indirger. Böylece ekolojik kriz, doğanın değil; zihniyetin krizidir.
Demokratik modernite perspektifinde doğa, insanın karşısında duran bir “kaynak” değil; insanla birlikte var olan bir toplumsal doğa bütünlüğüdür. Bu nedenle ekoloji sorunu, yalnızca çevre koruma meselesi değil; uygarlık paradigmasının sorgulanmasıdır.
I. Doğadan Kopuş: Hiyerarşinin Ekolojik Temeli
Uygarlığın inşası, yalnızca sınıflaşma ve devletleşmeyle değil; insan-doğa ilişkisinin dönüşümüyle başlar. Hiyerarşi, önce insan toplulukları içinde, ardından doğa üzerinde kurumsallaşır. Doğaya tahakküm fikri, kadına ve topluma tahakküm fikriyle paralel gelişir.
Bu zihniyet, doğayı canlı bir varlık alanı olmaktan çıkarır; ölçülebilir, satılabilir ve denetlenebilir bir nesneye dönüştürür. Böylece doğa; artı-ürün üretiminin hammaddesi, sermaye birikiminin zemini haline gelir.
Kapitalist modernite bu süreci endüstriyel ölçekte derinleştirir. Enerji politikaları, madenler, mega kentler, endüstriyel tarım ve fosil yakıt ekonomisi; doğayı yeniden üretilemez bir hızla tüketir. Bu yalnızca ekosistemin değil, toplumun da çözülmesidir.
II. Kapitalist Modernite: Sınırsız Büyümenin Ekolojik İmkânsızlığı
Kapitalist sistemin temel ilkesi sınırsız büyümedir. Oysa doğa sınırlıdır. İşte çelişki tam burada başlar.
Büyüme zorunluluğu:
- Sürekli üretim artışı,
- Sürekli tüketim genişlemesi,
- Sürekli enerji talebi,
- Sürekli kentleşme demektir.
Bu mantık, doğayı kendi döngüsünden koparır. Toprak verimsizleşir, su kirlenir, hava zehirlenir. İklim krizi, bu yapısal çelişkinin görünür yüzüdür.
Kapitalist modernite, ekolojik yıkımı “teknolojiyle çözülebilecek teknik bir sorun” gibi sunar. Ancak sorun teknoloji eksikliği değil; zihniyet ve sistem sorunudur. Sermaye birikimi sürdükçe, doğa üzerindeki tahakküm de sürecektir.
III. Toplumsal Doğa: Ekolojik Ahlakın Yeniden İnşası
Demokratik modernite yaklaşımında insan ve doğa karşıt değil; iç içe geçmiş varoluş alanlarıdır. Toplum, doğanın bilinç kazanmış formudur. Bu nedenle doğaya saldırı, aynı zamanda topluma saldırıdır.
Ekolojik bilinç, bir “çevre duyarlılığı” değil; ahlaki-politik toplumun temelidir. Ahlaki toplum, üretim ve tüketim süreçlerini doğanın dengesiyle uyumlu hale getirir.
Bu anlayışta:
- Ekonomi, kâr için değil; yaşam için örgütlenir.
- Üretim, yerel ve komünal ölçekte planlanır.
- Enerji politikası merkezi değil; yerel öz-yönetim esaslıdır.
- Doğa, pazarın değil; toplumun ortak varlığıdır.
Ekolojik dönüşüm, devlet merkezli reformlarla değil; toplumsal öz örgütlenmeyle mümkündür.
IV. Ekoloji ve Demokratik Konfederalizm
Demokratik konfederalizm, doğrudan demokrasiye dayalı, yerelden örgütlenen bir toplumsal model önerir. Bu modelde ekoloji, bir alt başlık değil; kurucu ilkedir.
Komün ve meclisler:
- Tarım politikalarını yerelde belirler,
- Doğal kaynak kullanımını denetler,
- Kent planlamasını toplumsal ihtiyaçlara göre yapar,
- Ekolojik eğitim programları geliştirir.
Ekoloji, demokratik konfederalizmin üçüncü sacayağıdır: kadın özgürlüğü ve doğrudan demokrasiyle birlikte düşünülür. Çünkü doğaya tahakküm ile kadına tahakküm aynı zihniyetin ürünüdür.
V. Çözüm Perspektifi
Ekolojik kriz, sistem içi düzenlemelerle çözülemez. Çözüm:
- Merkeziyetçi kalkınma modelinin terk edilmesi,
- Komünal ekonominin güçlendirilmesi,
- Yerel öz yönetimlerin doğal kaynak denetimini üstlenmesi,
- Tüketim kültürünün aşılması,
- Ahlaki-politik toplumun yeniden inşasıdır.
Ekolojik toplum, yalnızca daha “yeşil” bir toplum değil; daha özgür bir toplumdur.
Sonuç
Ekolojik kriz, kapitalist modernitenin tarihsel sınırına işaret eder. Doğa ile savaşan bir uygarlık, kendi varlığını sürdüremez. Demokratik modernite, doğayla barışık bir toplum paradigması sunar. Bu paradigma; hiyerarşiye, tahakküme ve sınırsız büyüme ideolojisine karşı yaşamı esas alır.
Ekoloji meselesi, geleceğin değil; bugünün varoluş sorunudur. Toplum ya doğayla birlikte özgürleşecek ya da sistemle birlikte çökecektir.
Yazar: Azad Badiki – kurdbe.com Editör Ekibi
Tarih: 23.02.2026
