Doğa ile Barışmadan Toplum Kurulamaz: Demokratik Özerklik ve Ekolojik Ahlak
Giriş
Ekoloji meselesi çoğu zaman çevre kirliliği, iklim değişikliği ya da enerji politikaları başlıkları altında tartışılır. Oysa sorun, doğanın teknik olarak korunması değil; insan-doğa-toplum ilişkisinin hangi zihniyet temelinde kurulduğudur. Demokratik özerklik yaklaşımı, bu ilişkiyi yeniden kurmayı amaçlar.
Toplum, doğadan ayrı bir varlık değildir. İnsan, doğanın bilinç kazanmış formudur. Bu nedenle doğaya yönelen her tahakküm biçimi, toplumun kendine yönelmiş bir yıkım biçimidir. Ekolojik kriz, aslında toplumsal krizin dışavurumudur.
I. Tahakküm Zihniyeti ve Doğanın Nesneleştirilmesi
Hiyerarşi ve devletleşme süreciyle birlikte doğa, özne olmaktan çıkarılıp nesneleştirilmiştir. Doğa artık canlı bir bütün değil; denetlenebilir bir “kaynak” olarak görülür. Bu yaklaşım, artı-ürün üretimini ve sermaye birikimini mümkün kılan zihinsel zemindir.
Kapitalist modernite bu zihniyeti endüstriyel ölçekte kurumsallaştırmıştır. Doğa:
- Enerji rezervi,
- Hammadde deposu,
- Tüketim nesnesi
haline getirilmiştir.
Bu nesneleştirme yalnız ekonomik değildir; kültürel ve ideolojiktir. İnsan kendini doğanın “efendisi” olarak konumlandırdıkça, toplum içindeki tahakküm ilişkileri de meşrulaşır.
II. Demokratik Özerklik: İlişkilerin Yeniden Kurulması
Demokratik özerklik, yalnız idari bir model değil; ilişkiler sisteminin yeniden inşasıdır. Birey-toplum, toplum-doğa ve kadın-erkek ilişkisi birlikte ele alınır.
Bu çerçevede ekoloji:
- Devlet politikası değil,
- Toplumsal bilinç alanı,
- Ahlaki-politik sorumluluk
olarak tanımlanır.
Özerklik, toplumun kendi yaşam alanlarını doğrudan yönetmesi anlamına gelir. Doğa üzerindeki kararlar da bu doğrudan katılım mekanizmalarıyla alınır. Böylece doğa, bürokratik planların değil; yerel toplulukların sorumluluk alanına girer.
III. Ekolojik Ahlak: Yaşamın Ölçüsü
Ekolojik ahlak, doğayla uyumlu yaşama ilkesidir. Bu ilke:
- İhtiyaç kadar üretim,
- Paylaşım esaslı ekonomi,
- Gelecek kuşaklara karşı sorumluluk
üzerine kuruludur.
Ahlaki-politik toplum, tüketim kültürünü sorgular. Çünkü sınırsız tüketim, yalnız doğayı değil; toplumsal bağı da çözer. Ekolojik ahlak, insanın kendini doğanın parçası olarak yeniden konumlandırmasını gerektirir.
Bu bilinç olmadan demokratik özerklik yalnız kurumsal bir düzenleme olarak kalır.
IV. Ekoloji, Kadın Özgürlüğü ve Toplumsal Savunma
Ekolojik tahakküm ile kadın üzerindeki tahakküm arasında tarihsel bir paralellik vardır. Her iki alan da hiyerarşik zihniyetin ilk hedefleridir. Bu nedenle demokratik özerklik, kadın özgürlüğünü ve ekolojiyi birlikte ele alır.
Toplumsal savunma anlayışı da yalnız askeri değil; ekolojik savunmayı içerir. Su kaynaklarının korunması, ormanların savunulması, toprağın zehirlenmesine karşı kolektif direniş; demokratik toplumun savunma biçimleridir.
Ekolojik savunma, yaşamın savunmasıdır.
V. Ekolojik Toplumun İnşası
Demokratik özerklik modeli, doğa ile uyumlu bir toplumsal yapı önerir:
- Yerel üretim ağları,
- Kooperatifler,
- Ekolojik tarım,
- Yenilenebilir enerji,
- Komünal karar mekanizmaları.
Bu yapı, merkezi kalkınma planlarının yerine yerel ihtiyaç temelli planlamayı koyar. Böylece doğa, sermaye mantığından çıkarılarak toplumun ortak varlığı haline gelir.
Ekolojik toplum, yalnız doğayı koruyan değil; insanı da özgürleştiren toplumdur.
Sonuç
Doğa ile barışmadan demokratik toplum kurulamaz. Ekolojik kriz, kapitalist modernitenin tarihsel sınırını göstermektedir. Demokratik özerklik, bu sınırı aşmanın paradigmatik çerçevesini sunar.
Ekoloji, çevre meselesi değil; özgürlük meselesidir. Doğayla uyumlu olmayan bir toplum, kendi varlığını sürdüremez. Demokratik modernite, doğa-toplum-insan bütünlüğünü yeniden kurarak bu çıkmazı aşmayı hedefler.
Ekolojik ahlak, demokratik toplumun vicdanıdır.
Yazar: Azad Badiki – kurdbe.com Editör Ekibi
Tarih: 09.03.2026
